KİTABA AD VERMEK

Bir kitabı yazmak kadar ona ad vermek de başlı başına bir iştir. Bir çocuğa ad vermekten pek farkı yoktur.

Bazı kitapların adı, henüz yazılmadan, fikir olarak filizlenirken belirlenir. “Karınca Çocuklar” adlı romanıma adını bu şekilde verdim. Destan romanlardan “Manas’ın Oğlu”, adını yazılmağa başlanırken aldı. Daha pek çok eserimin adı, yazma işinin ilk safhalarında verilmiştir. Ancak bazılarına ad koyarken pek zorlandım, uzun müddet kararsız kaldım.

Adını koyarken zorlandığım eserlerden biri “Çanakkale İçinde” olmuştur. Piyasada, Çanakkale Savaşlarımızla ilgili eserler vardı ama çocuklarımızın okuyabileceği tarzda yazılmış olanı pek az idi. Tarihimizin bu şanlı ve pek kanlı destanını, Destan Romanlar serisi içinde yazmağa karar verdim. Yazdım da… Ne var ki düşünmeğe başladığımdan, eseri noktaladığım son ana kadar bir ad koyamadım.

Eseri, yayınevine gönderme günleri gelip çatmıştı, ben hâlâ “Şu adı mı vereyim, yoksa şunu mu?” diye düşünüyordum. Sonunda, “Çanakkale Geçilmez” adını vererek gönderdim. Gönderdim ya içimden bir ses; “Olmadı! Piyasada aynı adla pek çok eser var. Değişik bir ad olmalıydı.” diyordu. Eser “Çanakkale Geçilmez” adıyla basıldı.

Eserin ikinci baskısının hazırlığı başlamıştı. O günlerde, bende, şöyle bir düşünce belirdi: “Çanakkale İçinde adıyla bilinen meşhur türkümüz var. Bu ağıt-türkü, o acılı günlerin özeti gibidir. Piyasada bu adla bir başka kitap da yok. Kitabın adı niçin Çanakkale İçinde olmasın? Eserin adını, ikinci baskıda “Çanakkale İçinde” olarak değiştirttim.

Ad vermede zorlandığım ikinci bir kitabım da “Manas” adılı destan romanımdır. Bir milyon mısranın üzerindeki Manas destanı üç bölümdür. İlk bölümde Manas, ikinci bölümde oğlu Semetey, üçüncüsünde de torunu Seytek anlatılır. Eserimde ilk bölümü ve bölümün kahramanı Manas’ı anlatıyordum. Eseri yazıp bitirmiştim. Baskı aşamasına gelinmiş olmasına rağmen hâlâ düşünüyor, bir ad bulamıyordum. Diğer destan romanlarda yaptığım gibi bu kitabıma da “destanın adından başka” bir ad koymalıydım; çocuklarımızın ilgisini çekecek şekilde bir ad…

Düşünürken buldum: Eserde yaptığım kurguya göre; Bir Kırgız kömürcü tarafından, babasını hiç görmemiş olan ve o güne kadar dedesini baba bilmiş Semetey’e, Manas anlatılıyor, o da dinliyordu. Dinlerken, gerçeği öğrenmenin heyecanı ile sık sık “Bana babamı anlat!” diyordu. Semetey’in bu cümlesi, kitaba ad olabilirdi. Öyle yaptım; “Bana Babamı Anlat” adını verdim.

Sıra eseri yayınevine göndermeye gelmişti. O günlerde, TRT’de bir dizi yayına konulacaktı, tanıtım reklamları yapılıyordu. Adı, “Bana Babamı Anlat” idi. Gözlerime, kulaklarıma inanamadım; üzüldüm. Pek zorlanarak bir ad bulmuştum, o da TRT’de bir dizi olarak karşıma çıkmıştı. Adını değiştirmekten başka çarem yoktu. Günlerce düşündüysem de bulamadım; “Manas” adı ile yayınevine gönderdim. Kitap ilk ve ikinci baskılarında bu ad ile çıktı.

İçimden bir ses, yine homurdanıp duruyor; “Olmadı, bu ad bu esere uygun değil!”… Ben de aynı şekilde düşünüyorum. Şu satırları yazdığım anda bile bu adı kabullenmiş değilim.

PAYLAŞMAK İÇİN:

Paylaş - Facebook Paylaş - Twitter

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile