BİR GARİP MADDE

1980’li yıllardı. Bir yayınevi sahibi bana sitem etti:
 
-Hocam, çocuklar için hikâyeler yazıyormuşsun fakat bize yazdığın yok.
 
-Niye yazmayayım? dedim. Siz bana bir adım gelirseniz, ben de size iki adım gelirim.

Anlaştık… İlköğretim birinci sınıf öğrencileri için bir set yazacaktım. Yazdım da…

O yayınevi, ilkokullardaki öğrenci ve öğretmenlerin ihtiyacı olan kitapları yayınlıyor ve ülke sathında pazarlıyordu. Çocuk edebiyatı sahasında adımın ve eserlerimin Türkiye’de bilinmesi için bu büyük bir fırsattı. 
 
Bu sebeple maddi açıdan onların isteklerine uymayı kararlaştırdım.

Meslek hayatımda tam dokuz yıl birinci sınıf öğretmenliği yapmış, bu konuda uzman olmuştum. O dönemdeki çocukların konuşurken en çok kullandıkları hecelerden kelimeler üreterek, kelimelerden de cümle ve metinler yazarak okuma yazmayı yeni öğrenmiş çocuklar için, altı kitaplık bir set hazırladım.

İş anlaşmaya gelmişti. Devir, daktilo devriydi. Yayınevi elemanlarından biri daktilo başına geçerek sözleşmeyi madde madde yazmağa başladı. Maddî konularda, telif haklarının süresi meselesinde onların dediklerini kabulleniyordum. Delikanlı, bir maddeyi daha yazarken irkildim; şöyle yazmıştı:

-Yazar, bundan sonraki kitaplarını da yayınevimize yazacaktır…

Hemen itiraz ettim:

-Siz şu altı eserimi mi satın alıyorsunuz, yoksa beni mi?

Delikanlı, gayet pişkin bir şekilde, “Affedersin hocam!” dedi ve o maddeyi sözleşmeden çıkardı.

Sonrasını merak ediyorsunuzdur tabii… O zihniyetteki yayınevi ile anlaşmam mümkün olamazdı, olmadı da...

PAYLAŞMAK İÇİN:

Paylaş - Facebook Paylaş - Twitter

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile