TİYATRODA İLK ROLÜM

Sarayköy ilçesinde 1950’li yıllarda bir yaz akşamı yaşanıyordu. Altı veya yedi yaşındayım. Çıkmaz sokağın sakinleri kadınlar ve çocuklar, her akşam yaptıkları gibi bir evin önünde toplanmışlardı. Biz çocuklar da onların çevresinde oynuyorduk.

Bir ara Hasibe yenge;

-Şadiye komşu ne yapıyor acaba? diye sordu.

Gürcan teyze,

-Şöyle çıkıp da aramıza katılmıyor ki... diye Şadiye teyzeye sitem etti.

Annem;

-Dikiş yapıyordur, dedi.

Gürcan teyze;

-Lâmba ışığında da elbise dikilmez ki, diye devam etti. Para diye ölecek bu kadın. Gece gündüz dikişle uğraşıyor...

Sohbetleri böyle devam ediyordu. Hangisi söyledi hatırlamıyorum, birinden bir teklif geldi.

-Şu Şadiye’ye bir oyun yapalım.

Diğerleri de bu teklife katıldılar.

-Yapalım.

Televizyon yok, radyo bile yok... Seyirlik oyunu kendileri kuracak, kendileri oynayacak, yine kendileri seyredip neşelenecekler. Konuştular, anlaştılar. Zülfiye teyzeyi erkek kıyafetine sokarak Şadiye teyzenin evine göndermeğe karar verdiler. Evlerden, ona uygun ceket ve pantolon getirdiler. Bir de kasket... Erkek elbiselerini giyen Zülfiye teyze çam yarması gibi bir adam oluverdi. Annem bana;

-Haydi oğlum, dedi. Şadiye teyzenin evine, Zülfiye teyzenle birlikte git. Merdivenlerden çık, kapıyı çal. “Şadiye teyze, bir adam geldi; seni görmek istiyor.” de. Bunları söylerken kendini tut, sakın ha gülme. Yoksa oyun bozulur.

Rolümü severek üstlendim. Ben önde, Zülfiye teyze arkamda; Şadiye teyzenin bahçesine girdik. Evin yedi-sekiz basamaklı, tahta merdivenini çıktım. Oda kapısı açıktı. Şadiye teyze, oğlu Osman’la birlikte, lâmba ışığında oturuyordu. Kapıyı tıklatmadan önce şöyle bir baktım. Zülfiye teyze, merdivenin hemen yanında, karanlıkta, iri yarı bir adam görünüşünde. Annem ve komşular, gizlendikleri yerlerden bizi gözlüyorlar.

Kapıyı tıklattım. Kendimi tutmaya çalışarak seslendim.

-Şadiye teyze!

Kadın, irkilerek baktı. Beni tanıyınca rahatladı.

-Hoş geldin oğlum, gel.

Kalktı, merdiven başına kadar geldi. Kenara çekildim.

-Bir adam geldi, dedim. Seni görmek istiyormuş.

Şadiye teyze durakladı, düşündü... Gece vakti, dışarısı zifiri karanlıktı. Bu saatte bir adamın kendini görmeğe gelmesine aklı almıyor, sebep arıyordu. Gören, işiten, ne düşünür, ne derdi? Başına bir iş gelebilir, adı kötüye çıkabilirdi. Bu düşünceler içinde, tedirgindi. O tedirginlik içinde telaşlanarak,

-Adam da kimmiş? dedi. Ben, adam madam görmek istemiyorum?

Osman, anasındaki korkuyu görünce paniğe kapılıp odanın bir köşesine büzüldü. Ben, o zamana kadar kendimi tutmuş ve gülmemiştim. Yine aynı ciddiyetle Zülfiye teyzeyi gösterdim.

-Adam burada, aşağıda bekliyor.

Üzerime düşeni yapmış olmanın rahatlığıyla merdivenden indim ve oyunu aşağıdan seyretmeğe başladım.

Şadiye teyze kendini toparlamıştı. Karanlıkta yüzünü göremediği iriyarı adama sordu.

-Kimsin, ne istiyorsun?

-Tanrı misafiriyim.

-Benim adam evde yok, kahveye gitti. Sen de kahveye git.

Zülfiye teyze, merdivenleri çıkmaya başladı. Şadiye teyze, bağırdı.

-Git, gelme! Ben sana kahveye git demedim mi?

Sonunda Zülfiye teyze sabredemedi; başladı gülmeye. Bu arada kasketini eline alınca saçları dağıldı ve Zülfiyeliği ortaya çıktı. Bu sefer Zülfiyeliği ile konuştu.

-Tanrı misafiri kabul etmez misin kız?

-Hay Allah!... Zülfiye!... Sen miydin?

Annem ve diğer kadınlar da saklandıkları yerden kahkahalar atarak çıktılar. Şadiye teyze de kahkahaları ile onlara katıldı

PAYLAŞMAK İÇİN:

Paylaş - Facebook Paylaş - Twitter

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile