ACURBACAK

Bir vesile, bir inşaat işçisi ile tanışmama sebep olmuştu. Benden yaşça büyüktü, uzun boyluydu; sıcakkanlı, güler yüzlü, tatlı dilliydi. Hem boyu hem de bacakları ve kolları dikkati çekecek uzunluktaydı. Bir ilçede oturuyordu. Bir akrabamın evi de aynı ilçede idi.

O akrabam, beni ziyaretime gelmişti. Sohbetimizde, ortak tanıdığımız olan o uzun boylu inşaat işçisinin de kulaklarını çınlattık. Akrabam, dudaklarında hafif bir tebessümle;

-Biz ona, uzun bacaklarından dolayı “Acurbacak” deriz, dedi.

Bu konuşmalar ve “Acurbacak” tabiri, hafızamın derinliklerinde kaldı.

Sonraki aylarda, “Dedikoduhane” adını verdiğim bir hikâye beynimde oluşmaya başlamıştı. O hikâyede, ikinci kahraman olarak bir kişiyi tasarlıyordum. Asıl kahramandan farklı özellikler taşımalıydı; uzun boylu, uzun kollu ve bacaklı, sıcakkanlı…

Bu düşünceler içindeyken, yani hikâyeyi önce kafamda yazmakla meşgul iken beynimde bir şimşek çaktı. İçimden bir ses;

-Sen Acurbacak’ı tarif ediyorsun, diye dikkatimi çekti.

Sevindim… Hikâyenin ikinci kahramanı “Acurbacak” böylece doğmuş oluyordu ve ben o tipi daha iyi tasvir edebilecektim.

Zaman içinde hikâye, Acurbacak’ın 2. kahraman olarak yer aldığı hikâye, “Dedikoduhane” adıyla tamamlanacak ve bir hikâye kitabıma ad olacaktı.

PAYLAŞMAK İÇİN:

Paylaş - Facebook Paylaş - Twitter

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile