RAMAZAN DAVULCUSU

Maniler; edebiyatımızın önemli bir dalı, şiirimizin temelidir. Sevgililerin dilindedir, Ramazanlar manilerle şenlenir. Doğup büyüdüğüm Denizli’nin Sarayköy ilçesinde, manileri –kendilerine has melodiyle- pek güzel yorumlayan hemşehrilerimin, şiiri sevmemde üzerimde büyük etkileri olduğunu söylemeliyim. Davulcular, Ramazan ayı boyunca sokak sokak dolaşarak bizleri sahura kaldırır; böylece, hem mesleklerini yaparken hem de oruç tutacak insanlara hizmet ederek sevap kazanırlardı. Ramazan’ın ortalarında ve bir de sonunda olmak üzere, maniler söyleyerek -bahşiş adı altında- para toplarlar; ay boyu yaptıkları işin karşılığını alırlardı.

Bir kapı önünde davul çalarak para istediklerinde, parayı veren kişinin durumuna uygun bir veya iki mani söylerlerdi. Hem o ev sahibi hem de konum komşu bu manileri büyük bir keyifle dinlerlerdi. Bir defasında, davulcuya parayı kardeşim vermiş, davulcu da maniyi onun için söylemişti.
 
Nar tanesi, nur tanesi
Yere düşer bir tanesi.
Küçük beyi sorarsanız
Anasının bir tanesi…
 
Yıllar boyunca Ramazan davulunun çalınışını ve manilerin melodisiyle birlikte söylenişini bir iyice kavramış, adeta çıkıp Ramazan davulculuğu yapabilecek kadar olmuştum.

1980’li yıllardı. Denizli’nin Gümüşçay köyünde öğretmendim, lojmanda kalıyordum. Bir Ramazan ayını yaşıyorduk. Sahur vakti, yemek hazırlığı ile meşguldük. Köyün davulcusu okul bahçesine girdi. Tıngıdı tıngıdı bir ses… Ramazan davulunun çalınışı ile uzaktan yakından hiç alâkası yoktu. Davulculuk görevi verilen kişi, mani söylemeyi ise hiç bilmiyordu. Köyde Ramazan davulculuğunu yapabilecek kişi o idi, o da bu konuda bilgisiz ve kabiliyetsizdi.

Davulcu beni uyandıracak ve sonra yan taraftaki komşunun bahçesine geçecekti. Lojmanın önüne geldiğinde çıktım.

-Yüksel ağabey, dedim, şu davulu bana ver.

Şaşırdı, omzundan çıkarıp uzattı. Davulu asındım, komşunun bahçesine yürüdüm. Yüksel ağabey, “Öğretmen Ramazan davulculuğu yapacak.” Diye gülüyor ve ardım sıra geliyordu.

-Ramazan davulculuğu nasıl yapılıyormuş gör, öğren, ona göre çal, dedim.

Ahşap, hanay tipi bir evdi komşunun evi. Davulu usulüyle çalarak eve yaklaştım. Komşular; Zehra teyze, Rıza dayı, oğlu Kudret, Kudret’in hanımı, çocuklar evin hayatına doluştular. Hayretle, gülümseyerek bakıyorlardı. Onlara bir mani söyledim:
 
Yeni cami direk ister,
Söylemeye yürek ister.
Benim karnım toktur ama
Yüksel’in canı börek ister…
 
Öğretmen, Ramazan davulcusu olmuş, kapıya dayanmıştı; üstelik börek istiyordu. Manideki isteği ciddiye aldı, telaşlandı Zehra teyze.

-A yavrum, dedi, bu vakitte böreği nerede bulayım…

Gülüştük… Yüksel ağabeye davulunu tekrar verdim. O, yine bildiği gibi çalarak, davulunu tıngırdata tıngırdata uzaklaştı. Ben de evime gittim

PAYLAŞMAK İÇİN:

Paylaş - Facebook Paylaş - Twitter

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile