OĞUZSOYLU OZAN’IN DOĞUŞU

1974 yılıydı. Televizyonumuz yoktu. Radyo tek eğlencemizdi. O yıllarda radyoda Köroğlu destanı anlatılıyordu. Anlatan pek akıcı konuşuyor, her gece Köroğlu destanının bir hikâyesini naklediyordu. O saatleri iple çekiyor, süresi içinde radyo başından hiç ayrılmıyordum.

Köroğlu; hikâyesi içinde, bağlamasını alıyor, şiirlerini bir güzelce söylüyordu… Önce söz, sonra sazın eşliğinde şiir, sonra yine söz… Pek hoşuma gitmişti. Bu ifade şekli bana bir ilham verdi. Ben de şiir yazıyordum. Bazı konuları, bir ozan olarak ben de o tarzda işleyebilirdim.

Kendime Oğuz Soylu adını verdim ve yazmağa başladım. Ülkeyi ve insanımızı ilgilendiren bazı konuları, basit bir hikâye kurgusu içinde ele alıyor, bazı yerlerde Köroğlu misali, sazı elime alarak çalıp söylüyordum. Bu tür yazılarım, Bozkurt dergisinde yer buldu. Sonraları, “Oğuz Soylu” adını, “Oğuzsoylu Ozan”a dönüştürdüm. Türkiye’nin konularını ozan tarzında çalıp söyleyerek ifade etmeye başladım.

Bir zaman sonra da kendime şu tavsiyeyi yaptım:

-Sen daha çok ilköğretim çağındaki çocuklar için eser üreten birisin. Şu Oğuzsoylu Ozan, artık bundan böyle çocuklar için çalıp söylesin.

Bu tavsiyeye uydum. Oğuzsoylu Ozan artık çocukların emrindeydi. Çocuklarımızı ilgilendiren konuları hikâye etmeye ve hikâyeler içinde bağlamamla çalıp söylemeye başladım.

“Çınar Ağacı” adlı eserim bu şekilde doğdu. Yine çocuklarımız için yazdığım “Emanetler” adlı eserimde de Oğuzsoylu Ozan olarak çalıp söyledim. Sonraki günlerde de yeni bölümler ekleyerek her iki eseri de zenginleştirdim.

Ha, şu itirafı da yapayım: Ben, eserlerimde çalıp söylüyor isem de- bağlama çalmasını bilmiyorum…

PAYLAŞMAK İÇİN:

Paylaş - Facebook Paylaş - Twitter

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile