TORUNUN YARIŞI

Bu yazıyı yazdığımda torunum Eren, ilköğretim okulu 3. sınıf öğrencisiydi. Bir gün,

-Dede, ben de masallar yazdım, dedi.

İki tane masal yazmıştı. İlkine, “Üç Yarışmacı Kuğu”; ikincisine “Kavgacı Ayı” adlarını vermişti.

Torunum bazı günler, çalışma odama izin alarak geçiyor, bilgisayarımı açarak çalışıyordu.

Demek ki yazarlığa özenmişti.

Demek ki masallar yazmıştı.

Demek ki evlerinde kendi odası ve bilgisayarı olduğu hâlde benim odamda, benim koltuğuma oturarak ve benim bilgisayarımı kullanarak masallarını yazmış; “Ben de yazarım!” diyerek verdiği ürünlerle –bana karşı- kendini ispatlamıştı.

Öğretmeni, Türkçe dersi projesi olarak hikâye yazma ödevi verince bu iki masalı babası ile birlikte değerlendirdiler. Sayfa düzenlemesi yaptılar, resimlediler ve 12 sayfalık küçük bir kitapçık şekline getirdiler.

Eren, kapağında kendi adını taşıyan “Üç Yarışmacı Kuğu” adını verdiği eserini evine de götürmedi. Kitaplarımın arasına kendi elleriyle yerleştirdi. Böylece torunumun eseri, kitaplarımın arasında, kendisi de yazarların arasında yer almış oldu.

Bu yarışın ilginç bir yanı daha vardı; ben ilk masalımı beşinci sınıf öğrencisi iken yazmıştım ve bu masalda iki kurbağayı yarıştırmıştım. Hile yapan kurbağa yakayı ele vermişti. Torunumun masalında da üç kuğu yarışıyor, hile yapan yakalanıyordu.

Eren’e kendi yazdığım masalı gösterdim. “Yazdıklarımız birbirine benziyor.” diyerek konuların benzerliğine dikkatini çektikten sonra;

-Ben beşinci sınıfta iken ilk masalımı yazmıştım. Sen üçüncü sınıfta iken yazdın. Yazarlığa başlama konusunda benden öncesin. Demek ki sen beni geçeceksin… dedim.

Bu övgüyü dinlerkenki hâlini görmenizi isterdim.

PAYLAŞMAK İÇİN:

Paylaş - Facebook Paylaş - Twitter

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile