MAHCUPLUĞUM

1972-73 öğretim yılında Denizli’nin Kale ilçesinde öğretmendim. Bir öğretmen derneği ile bir gençlik derneğinin yönetim kurulunda görevliydim. Bu iki derneğin ortak kullandığı odada, arkadaşlarla sohbet ediyorduk. Elinde çantası ile orta yaşlı bir kişi geldi.

-Bir tiyatro ekibinin sahibi ve sanatçısıyım. Beni müftü efendi gönderdi. Burada bir tiyatro oyunu temsil etmek istiyoruz.

Orada bulunanlar, hepimiz şu düşüncede birleşmiştik: Kale ilçesinin halkına tiyatro seyrettirmek edebî açıdan büyük bir hizmet olacaktı. Bu kişiyi bize müftü efendi gönderdiğine göre, sergilenecek oyun bizim anlayışımıza uygundu.

Sanatçı oyununu oynamış, biz toyları; “Müftü Efendi gönderdi.” cümlesiyle tuzağına düşürmüştü. Ona inandık. Ne Müftü efendiye “Siz mi gönderdiniz?” diye sormak aklımıza geldi, ne de eseri bir defa okumak… Eseri bile görmeden sözleşmeyi yaptık. Tiyatro ekibi belirtilen tarihte geldi. Tıka basa dolan salonda iki oyunu sahnelediler. Oyunun biri hepimizi şoka sokmuştu. Ta bebeklik çağındaki kızından ayrı kalmış bir baba, kızı ile yirmi küsur sene sonra karşılaşıyor ve onunla evleniyordu. İkinci oyun da sevgililerine aynı saatte aynı nikâh dairesinde randevu veren bir kadını anlatıyordu. Bu millî değerlerimize ve inançlarımıza ters oyunları sergiletmenin mahcubiyetiyle ne yapacağımızı şaşırmış, pişman olmuştuk. Yaptığımız işin affedilir tarafı yoktu. Tiyatro ekibi, sözleşmedeki ücreti ancak karşılayan, halktan topladığımız paraları alıp gitti. Biz arkasından bakakaldık…

Bir ay sonra gerçek bir tiyatro ekibi çıkagelmesin mi? Hasan Nail CANAT, “Moskof Sehpası” adlı meşhur oyununu sergileyecekti. Halkta yarattığımız hayal kırıklığı sebebiyle yeni bir sözleşmenin altına imza atacak cesareti bulamadık. Yine de bu değerli insana ve esere sahip olmak gerekiyordu. Onu, ilçe sinemasının işleticisine havale ettik. Sözleşme yaptılar. Ekip, oyununu sergilemek için geldi. Ne var ki önceki tiyatro eserinden umduğunu bulamayan halk, bu defa –eserin iyi ve ekibin profesyonel olduğunu anlatmaya çalışsak da- inanmamış, bilet almamıştı. Oyun başlayacağı saatte salonda elli kişi kadar ya var ya da yoktu.

Hasan Nail CANAT, “Seyirci sayısı az.” demedi; oyununu başarıyla temsil etti ve gitti. O gün, o güzel eseri, zevkle seyredemedim. Çünkü oyun, bizim tiyatro konusunda halkın düşüncesinde yer almasını sağladığımız menfi düşünce sebebiyle seyircisiz denecek bir sayıda oynanmıştı.

Şimdi kitaplığımda duran ve o gün, (merhum) Hasan Nail CANAT beyin imzaladığı Moskof Sehpası” adlı esere baktıkça bu hatırayı, üzüntüyle tekrar tekrar yaşıyorum.

PAYLAŞMAK İÇİN:

Paylaş - Facebook Paylaş - Twitter

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile