HİKÂYEYİ YAKALAMAK

Çevremde yaşanan bir olay, duyduğum veya okuduğum bazı haber ve olaylar, bana başka türlü görünür. Adeta; “Ben bir hikâye konusuyum. Beni işleyebilir, bir hikâye hâline getirebilirsin.” der. Böyle durumlarda konuyu bir köşeye not eder ve beklemeye alırım. Artık o hikâye beynimde yazılmaya başlanmıştır.

Gün olur, o konu üstüme üstüme gelir veya beni üstüne üstüne çekerek rahatsız eder. Bu demektir ki o konunun yazılma vakti gelmiştir. Yazmaya mecburumdur, yazmazsam rahatsız olurum.

İki yıl kadar önce yukarıda anlattığım tarzda yaşadığım bir hatıram var. Bir gençle tanışmıştım. İnşaat boyacısıydı, evliydi ve iki çocuk sahibiydi. Söz içki ve sigara içmekten açılmıştı. “Bırakın içki içmeyi, sigara bile içmiyorum.” demiş ve şöyle devam etmişti:

-Kazancımın azlığı sebebiyle evimin ihtiyaçlarını karşılamakta zorluk çekiyordum. Bu arada sigara tiryakisiydim ve ne yapıp ederek dar bütçemden o zehire para ayırabiliyordum fakat kızımın muz isteğini hep kulak ardı ediyordum. Bir gün kızımın, “Baba bana muz al!” diye yalvarışlarına dayanamadım ve sigarayı bıraktım…

O işçi delikanlıya, kızının, “Baba bana muz al!” cümlesi, yukarıda anlattığım gibi beynime çakılıp kaldı; bir hikâye konusu olabileceğini hatırlatmıştı. Konuyu hemen bir kenara not ettim. Kızın ve babasının duygu ve düşünceleri, sigara tiryakisi babanın o zehirden kurtulmak için kendisiyle yaptığı mücadele önemliydi, işlenmeliydi.

Günler, aylar geçmeye başlamıştı. “Muz ve sigara” konusu, beyin adı verilen o sırlar kutusunda gerektiği işlemi görüyordu. Zaman içinde, beynimden bir ses; “Artık bu hikâyeyi yazma vakti geldi!” diye fısıldadı. Benim için bilgisayarın başına oturmaktan başka yolun kalmadığının farkındaydım. Kurgulayıp yazdım.

Kızın, “baba bana muz al!” cümlesi, hikâyenin adı oldu ve çocuklar için yazdığım ürünlerimden biri olarak, “Arıları Sulama Vakfı” adlı hikâye kitabımda yerini aldı.

PAYLAŞMAK İÇİN:

Paylaş - Facebook Paylaş - Twitter

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile