ORMAN HOROZU

Zamanın birinde,
Dünyanın bir yerinde,
Yeşil bir ülke varmış.
O ülkenin ulu dağları,
Dağlarında ormanları,
Ormanlarında çeşit çeşit
Birbirinden güzel
Kuşlar yaşarmış.
 
Çeşit çeşit, irili ufaklı onlarca kuş… Serçe, kartal, akbaba, papağan, bülbül, kanarya, atmaca, şahin, kırlangıç, karga, leylek, tavus kuşu, keklik, karatavuk, baykuş, ibibik ve bir de orman horozu…

Tavus kuşu, renkli kanatlarını açarmış.

-Ormanın en güzel kuşu benim! diyerek gezinirmiş.

Papağan;

-Ben insan gibi konuşurum! diye övünürmüş.

Bülbül;

-Kimse benden güzel şarkı söyleyemez! der, konserler verirmiş.

Leylek uzun bacakları ve gagasıyla çalımlı çalımlı gezer ve yiyecek toplarmış. Kanarya sarı rengine bayılır, kırlangıç çabukluğu ile övünürmüş. Keklik daima, “Gak gak gubarak!” türküsünü söylermiş.

Kuşlar ormanın neşesiymiş. Çok iyi anlaşırlarmış. Sabah olunca önce Orman Horozu ötermiş. Diğer kuşlara, güneşin doğduğunu anlatır, sabahın olduğu haberini verirmiş.
 
-Güzel kuşlar Günaydın!
Yeter artık yatmayın
Uyumayın, uyanın!
Yeni güne başlayın!
 
Yiyecek toplayalım,
Dallarda oynayalım,
Şarkılar söyleyelim.
Gülelim eğlenelim!
 
Uyanan bütün kuşlar, ötüşerek birbirlerini selamlarmış. Şarkılarla, türkülerle, oyunlarla güzel bir güne başlanırmış. Kuşların konseri gün boyu devam edermiş. Onların her günü şarkılarla türkülerle geçermiş. Ormandaki kuşlar pek mutlu yaşıyormuş.

Günlerden bir gün, ormana avcılar dadanmış. Kuşların huzuru kaçmış. Ormandaki kuşlar için kara günler başlamış. Avcılar kuşları öldürmeye, orman içindeki pınarın başına oturup yemeye başlamışlar. Avcılar birkaç tane değil pek çokmuş. Hepsi birkaç kuş ile yetinmeyip çok sayıda kuş avlıyormuş.

Kuşlar, can derdine düşmüşler. Ne yapacaklarını şaşırmışlar. Şarkı türkü söylemeyi kesmişler. Çok yapraklı dalların arasına gizlenmişler. Böylece kendilerini kurtarmaya çalışırlarmış.

Orman o günlerde bir sessizliğe gömülmüş. Avcılara duyurmadan aralarında konuşurlarmış. Keklik, yanındaki serçeye şunları söylemiş:
 
-Avcılar acımasız,
Avcılar düşüncesiz.
Bizleri vuruyorlar,
Torbaya koyuyorlar.
 
Hepimiz öleceğiz
Bir bir tükeneceğiz.
Bir şeyler yapmalıyız
Bir karar almalıyız.
 
Serçe ona şöyle cevap vermiş.
 
-Keklik kardeş, cik cik cik!
Şaşırdı bu serçecik!
Orman bizim yurdumuz
Buradadır yuvamız.
Başka yer bilmiyorum
Avcıdan korkuyorum!
 
Kuşlar birbirleriyle dertleşmişler. Birbirlerine, “Ne yapmamız gerekir?” diye sormuşlar. Sonunda Baykuş, şu teklifi yapmış:
 
-Avcılar gelmeden
Onlar bizi görmeden
Bir toplantı yapalım,
Bir karara varalım!
O karara uyalım.
Birlikte davranalım.
 
Baykuşun bu teklifi beğenilmiş. Toplantı günü ve saati kararlaştırılmış. Herkes öterek birbirine toplantı zamanını duyurmuş:
 
-Salı günü saat onda,
Güzel pınarın başında
Toplantı var, toplantı var!
 
Duyduk duymadık demeyin!
Gelmemezlik etmeyin!
Toplantı var, toplantı var!
 
Toplantı yapılacağını, toplantı yerini ve zamanını duymayan kalmamış. Salı günü, saat onda, Güzel pınarın başına gitmişler. Pınarın çevresi kuşlarla dolmuş. Kimi kayalara konmuş, kimi çevredeki ağaçlara. Bazıları da çayırlıkta durmuşlar.

Baykuş, çevresine bakınmış.

-Herkes geldi mi? diye sormuş.

-Gak! Gak! Herkes geldi! diye cevap vermiş karga.

Baykuş;

-Bu kalabalıkta kimin gelip kimin gelmediğini bilemeyiz. Bir yoklama yapalım, demiş baykuş.

Sonra kargadan yana dönerek ona bir görev vermiş.

-Senin sesin kuvvetli çıkıyor. Yoklamayı sen yap!

Kuşlar kendi aralarında konuşmayı bırakmışlar. Karga, yoklama yapmağa başlamış:

-Gak, gak! Keklik burada mısın?

-Gak gak gubarak! Buradayım!

-Gak, gak! Bülbül!

-Cu cu cucuk! Geldim!

-Gak, gak! Papağan!

-Daldayım!

-Lak lak! Leylek!

-Lak lak lakırdak! Çayırdayım!
 
Karga, bütün kuşların adını tek tek söylemiş. Hepsinden cevap almış. Sıra orman horozuna gelmiş, ona seslenmiş.

-Gak, gak! Orman horozu!

“Buradayım!” diyen olmamış. Herkes çevresine bakınmış. Orman horozunu görememişler.

Atmaca, bir ağacın en üst dalında imiş, oradan seslenmiş.

-Orman horozunu göremiyorum. O, buraya gelmemiş!

Karga, yoklama sonucunu bildirmiş.

-Bütün kuşlar burada. Yalnız orman horozu yok!

Baykuş, üzülmüş.

-Yazık! demiş. Keşke o da burada olsaydı. Toplantıya katılsaydı.

İbibik kuşu da üzülmüş.

-Kim bilir şimdi ormanın neresindedir! Orman horozu çok dalgın ve unutkandır. Toplantı yapılacağını unutmuştur. Yazık, önemli bir toplantıya katılamadı.

Kartal;

-Bir kuş eksik diye toplantı yapmayacak değiliz ya! demiş. Gelseydi…

Baykuş;

-Kartal haklı, demiş. Koca ormanda horoz aramaya çıkamayız. Avcılar gelmeden konuşmalı ve bir karara varmalıyız. Bir kuş eksik de olsa toplantıyı başlatıyorum.

Toplantı başlamış. Kuşlar birer birer söz alarak görüşlerini açıklamışlar. Atmaca;
 
-Gürültü çıkararak,
Öterek, bağırarak
Avcılara saldıralım,
Onları korkutalım.
Bir daha gelmesinler,
Bizleri vurmasınlar, demiş.
 
Keklik;
 
-Avcının olmadığı
Ülkelere kaçalım,
Böylece kurtulalım.
Oralarda bizleri
Hiçbir avcı göremez,
Tüfek ile vuramaz.
Rahat rahat yaşarız,
Öteriz oynaşırız, diye konuşmuş.
 
Karatavuk, ormandan ayrılma düşüncesinde değilmiş.
 
-Buradan gitmeyelim,
Bu ormanda kalalım.
Avcılar geldiğinde
Bir yere saklanalım, demiş.
 
Her kuş konuşmuş. Hepsi fikrini söylemiş. Diğer kuşlar onları sessiz sessiz dinlemişler. Kuşların çoğu, “Göç etmek daha iyi olacak.” demiş.

Sonunda baykuş şunları söylemiş:
 
-Hepinizi dinledim,
Fikrinizi anladım.
Avcıların önünde
Burada duramayız.
Tek tek avlarlar bizi
Hayatta kalamayız.
 
“Tek çaremiz göç etmek,
Bu ormanı terk etmek…”
Böyle dedi çoğunuz,
Çoğunluğa uyunuz.
 
Avcının olmadığı
Bir ülkeye gidelim.
Orada yaşayalım,
Orada ötüşelim.
 
Bu teklif üzerine bütün kuşlar düşünmüşler. Daha sonra Baykuş bu düşüncesini oylamaya koymuş.

-Göç etme teklifini oylamaya koyuyorum. Kabul edenler ötsün. Kabul etmeyenler sussun!

Kuşların hepsi de göç etmeyi istiyorlarmış. Bu sebeple hepsi birden ötmüşler. Böylece göç kararı alınmış.

Baykuş, tekrar emir vermiş:

-Bir an önce göçelim. Bu tehlikeli ormandan kurtulalım. Belki avcının bu kadar bol olmadığı bir yer buluruz, demiş.

Her kuş, kendi sürüsünü toplamış. Kartallar, atmacalar, serçeler, bülbüller, keklikler ayrı ayrı toplanmışlar.

Bülbül, diğer bülbüllere şöyle demiş:

-Kardeşlerim! Bu güne kadar bu ormanda yaşadık. Yuvalarımızı buradaki ağaç dallarına yaptık. Birlikte güzel günler geçirdik. Burası bizim vatanımızdı. Vatandan, yurdumuzdan ayrılmak çok zor! Gelin, buradaki son türkümüzü söyleyelim. Bir veda konseri verelim.

Bülbüller korosu, veda konseri vermiş.
 
-Ey orman, yeşil orman!
Yurdumuz, yuvamızdın;
Evimiz, odamızdın.
Yeşil bağrını açtın,
Bizleri kucakladın.
Türlü yiyecek verdin
Sen ne güzel bir yerdin!
 
Ey orman, güzel orman!
Seni çok seviyoruz!
Avcıdan korkuyoruz,
Biz gitmeye mecburuz.
Gösterdiğin ilgiye
Gösterdiğin sevgiye
Teşekkür ediyoruz.
 
Ey orman, yeşil orman!
Avcılar uğramazsa,
Hayvanları vurmazsa,
Bir tehlike kalmazsa
Yine döner geliriz;
Yine birlikte yaşar
Güleriz eğleniriz…
 
Güzel orman, hoşça kal!
Yeşil orman, hoşça kal!
Yangın seni yakmasın,
Balta seni kesmesin.
Sen hep böyle yeşil kal!
Sen hep böyle güzel kal!
 
Kuşlar yuvalarından ayrılmışlar. Ormanı Sürüler hâlinde terk etmeye başlamışlar. Hepsi üzüntülüymüş. Hepsinin gözü yaşlıymış.

Kuşların hepsi gitmiş. Ormana bir sessizlik çökmüş. Ağaçlarında kuşların yuva yapmadığı bir orman…
 
Dallarında kuşların ötüşmediği bir orman… Ah ne kötü!

Bütün bunlar olup biterken orman horozu, ormanın diğer taraflarında geziyormuş. Toprağı eşeliyor, yiyecek arıyormuş. Kuşlar uçup gittikten nice sonra ormandaki sessizliği fark etmiş. Bu duruma pek şaşırmış. Kendi kendine söylenmeye başlamış.

-Bu sessizlik ne böyle! Bu orman, hiç bugünkü kadar sessiz olmadı.

Kulağını açarak ormanın derinliklerini dinlemiş. Hiç kuş sesi duyamamış. Kuşlar gittiği için üzüntüden dallar bile kımıldamıyormuş. Kuşlara seslenmiş.
 
-Ey kuşlar, nerdesiniz?
Bana bir ses veriniz!
 
Ormanda tek kuş yok ki ona karşılık versin! Tabi cevap gelmemiş. Horoz, kuşların gittiğinden habersiz, ormanı dolaşmaya başlamış. Hem dolaşıyor, hem sesleniyormuş.
 
-Ey kuşlar, güzel kuşlar!
Kanatlı arkadaşlar!
Ne olur saklanmayın,
Böyle sessiz kalmayın!
Bana şaka yapmayın!
 
Orman horozu, ormanın dört bir yanını dolaşmış. Tek kuş bile görememiş. Seslerini de duyamamış. Sonunda şaka yapılmadığını anlamış.

-Evet, şimdi hatırladım. Bir toplantı yapılacaktı. Toplantıya katılmayı unuttum. Toplanmışlar ve demek ki göç kararı almışlar. Birlikte uçup gitmişler. Koca ormanda yalnız kaldım…

Horozcuk, toplantıya katılmadığına pişman olmuş. Kuşların arkasından gitmek istemiş. Fakat nereye gideceğine karar verememiş. Çünkü arkadaşlarının nereye gittiğini bilmiyormuş. Soracağı kimse de yokmuş. Üzülmüş, korkmuş, ağlamaya başlamış.
 
-Yiyecek ararken daldım,
Şu ormanda yalnız kaldım!
Ah benim akılsız kafam!
Şimdi ben ne yapacağım?
 
Çok üzülmüş, çok ağlamış; ağlamaktan gözlerinin çevresi kızarmış. Kırmızı bir halka meydana gelmiş. O kırmızılık oradan hiç çıkmamış.

O günden sonra doğan orman horozlarının gözlerinin çevresi hep kırmızı olmuş.

PAYLAŞMAK İÇİN:

Paylaş - Facebook Paylaş - Twitter

Yorumlar  

 
1 davetiye 09-04-2015 17:51
Güzel bir hikaye teşekkürler
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile