BİRAZ GERÇEK BİRAZ MASAL

Bir arkadaşımın evinde, akşam misafirliğinde idim, sohbet ediyorduk. Orada, benim gibi misafir olarak bulunan Nuri adlı arkadaşım;

-Hasan bey, dedi. Tilki ile köpek arkadaşlık yapar mı? Hiç böyle bir olay duydun mu? diye sordu.

-Duymadım, dedim. Tilki ile köpek arkadaş olamazlar. Onlar yaratılışları gereği birbirlerinin düşmanıdırlar.

-Sen öyle zannet, dedi gülümseyerek. Evet, böyle bir arkadaşlık yaşandı.

-Merak ediyorum, dedim. Anlat öyleyse...

Bugüne kadar düşman kardeşler köpek ile kedinin arkadaşlığı hakkında birçok haber ve yazı okumuş ve dinlemiştim. Böylesini ilk duyacaktım. Nuri bey; “Eşimin köyüne, oradaki yakınlarımızı ziyarete gitmiştim.” diye başladı ve devam etti.

-Kayınım anlattı. Köy yerinde bilirsin kümessiz ev olmaz. Kaynımın avlusunda da kırk-eli tavuğun, beş-on hindinin beslendiği bir büyük kümes var. Bahçedeki köpek, gece gündüz korunmalarını sağlayan güvenceleri… Köpeğin bakımı iyi, ev halkı tarafından pek iyi besleniyor. Zaman içinde, kümesteki tavukların birer birer eksildiğini fark ediyorlar. Bir anlam veremiyorlar. Çünkü köpek bahçede; kümese ondan izinsiz yabancı bir hayvan veya insanın girip çıkması imkânsız… Havlar, saldırır, yabancıyı parçalar, oraya geldiğine bin pişman eder. O baş edemezse ev halkından kim gürültüyü işitirse koşar, yetişir. Fakat geceler boyu gıdaklama, havlama duymazlar. Buna rağmen her sabah sayımda bir tavuk eksilir. Ev halkı bir anlam veremedikleri bu durumu birbirlerine sorarlar; kimse cevap veremez. Köpeğe bakarlar, hayvanın keyfi, sağlığı yerindedir. Yalnız o aralar, köpeğe bir hâller olmaya başlamıştır. İştahtan kesilir; verilen yemekleri yememeye başlar. Buna rağmen sağlığından hiçbir şey kaybetmediği de göze çarpar. O hep zindedir ve pek semizdir... Günler böyle geçmeye devam eder. Her gün bir tavuk eksilir. Kümeste ve çevresinde, ne tavuk tüyü ne de bir parçasını göremezler. Zamanla, kümesten eksilen tavuk sayısı otuza yaklaşır. Ev halkı, bu sorunu çözmek için köpeği takip etmeye karar verir. Bir gece, her zamanki vaktinde, ışıkları söndürüp yatmış gibi yaparlar. Gizlenip köpeği gözetlemeye başlarlar. O gece, inanılması mümkün olmayan, istisna bir olayı seyrederler. Bir süre sonra evin önüne bir tilki gelir. Pek rahat ve korkusuzdur. Evin önünde köpek bulunması umurunda değildir. Havlaması ve saldırması gereken köpek, onu gördüğü hâlde yerinden kımıldamaz; kuyruğu altında, yattığı yerden seyretmekle yetinir. Tilki, kümese yönelir ve girer, yine köpekte bir hareket yoktur. Ne zaman ki tilki ağzında bir tavuk olduğu halde çıkar, işte o zaman yerinden kalkar. Tilki önde, o arkada yürürler. Az ötedeki yıkıntı bir evin içine girerler. Arkalarından da ev sahibi, elinde tüfek oraya gider. Yavaşça sokulup baksa ki tilki ile köpek, tavuğu kardeş kardeş yemekteler. Kaynım, gördüğüne inanamaz, hayretler içinde kalır. Köpeğin verilen yemekleri niçin yemediğini, ev yemeklerini yememesine rağmen niçin sağlıklı kaldığını böylece anlar. Tam otuz tavuk, hain bir köpeğin tilki ile ortaklığı yüzünden telef olmuştur. Bir an, ne yapması gerektiğini düşünür.
 
***

Tilki ile tilkileşmiş bir köpeğin ortak tavuk hırsızlığı yapmaları karşısında şaşıran ev sahibi, o an ne yapacağını düşünedursun. Biz, bu ilginç olaya, bir de o köyün köpekleri açısından bakalım. Tabii bir masal tarzında…
 
***

Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde... Yurdumun cennet gibi köşelerinden birinde bir köy varmış. Bu köyde insanlar, mutlu, neşeli, güven içinde yaşarlarmış. Elbette güven içinde yaşayacaklar. Çünkü köylerinin, evlerinin ve mallarının bekçisi köpekleri varmış. Karabaş, Akbaş, Fino, Fındık, Sarı, Uzun Kulak, Kaba Kuyruk, Çomar ve diğerleri... Köyün sokaklarında ve çevresinde gün boyu dolaşırlarmış. Köyü, kötülerden ve kötülüklerden korumak için gece gündüz nöbet tutarlarmış. Köydeki evleri, evlerdeki insanları ve eşyaları onlar korur, beklerlermiş. Ayrıca kümesteki tavukları ve horozları, ahırdaki büyük baş hayvanları, ağıldaki koyunları ve keçileri korumak da onların görevleri arasındaymış.

Köpekler görevlerini çok dikkatli yaptıkları için o köy çok huzurlu ve güvenli bir yer hâline gelmiş. Ne hırsızlar girebilmiş o köye ne de tilki ve kurt gibi hayvanlar.

Köpekler, arada bir uzun uzun havlayıp haberleşirlermiş. Gecenin sessizliğini Uzun Kulak bozarmış.

-Hav hav hav! Burada bir olay yaşanmadı. Oralar nasıl?

Ona, Karabaş cevap verirmiş.

-Hav hav hav! Burada da ortalık sakin!

Diğerleri bu konuşmaları dinler, bilgilenir, sırayla karşılık verirlermiş.

-Hav hav hav... Burası da sakin ve sessiz. Burada da bir şey yok.

Havlaya havlaya haberleşir, sonra yine çevreyi gözetlemeye devam ederlermiş. Köpeklerin kimi gezinir, kimi kıvrılıp yatarmış. İster gezinsinler, ister kıvrılıp yatsınlar; hepsi pek dikkatli köpeklermiş. En ufak bir çıtırtıda kulaklarını dikip dinler, hemen o tarafa koşarlarmış. Tilki geldiyse kovalar, kaplumbağa varsa gülümseyip;

-Sen miydin kaplumbağa kardeş? deyip geriye dönerlermiş.

Böyle güvenli, böyle huzurlu köyde şaşırtıcı bir haber duyulmuş. Uzun Kulak’ın beklediği evin kümesinden her gün bir tavuk eksiliyormuş. Ev sahibi Selim Dayı bu işe pek şaşırmış.

-Uzun Kulak nöbet tutarken, benim tavuklarım nasıl olur da çalınır? diye söylenirmiş.

Selim Dayı, başına geleni, komşusu Musa Amcaya anlatmış:

-Komşu, demiş. Benim evde olmaz işler oluyor. Kümesimden her gün bir tavuk eksiliyor. Her tarafa bakıyorum; tavuğumun ne ölüsünü görebiliyorum ne de dirisini. Bir tek tüyünü bile bulamıyorum.

Bu habere Musa Amca da üzülmüş.

-Komşum, senin köpek Uzun Kulak ne yapıyor? Onun bu hırsızlıktan haberi olmuyor mu acaba? diye sormuş.
-Bilmem... Selim Dayı. O gece gündüz evin etrafında dolanıyor. Tilki gelse mutlaka haberi olur. Ben Uzun Kulak’a güvenirim, demiş.

Onlar konuşurlarken Uzun Kulak ile Musa Amcanın köpeği Karabaş da yanlarında imiş. Uzun Kulak, sahibinin ayakları dibinde yatıp kuyruğunu sallıyormuş. Karabaş da ona hayretle bakıyormuş.

Bu konuşmadan sonra sahipleri evlerine gitmişler. Karabaş;

-Ey Uzun Kulak, demiş. Bu nasıl iş arkadaş? Nöbet tuttuğun bir kümesten tavuk çalınıyormuş öyle mi?

-Sahiplerim öyle diyorlar, diye karşılık vermiş Uzun Kulak.

-Dikkatli ol, demiş Karabaş. Galiba geceleri çok derin uyuyorsun. Hırsızlardan haberin olmuyor. Yoksa hasta mısın?

-Hayır, demiş Uzun Kulak. Hasta falan değilim. Ben geceleri hiç uyumam.

-Öyleyse tavuklar nasıl çalınıyor? diye sormuş Karabaş.

-Ne bileyim ben? Çalınıyor işte! demiş Uzun Kulak.

Karabaş komşusunu uyarmış.

-Arkadaş! Sen yine de dikkatli ol! Bugün senin kümese dadanan hırsız yarın bizimkine gelir.

Uzun Kulak, Karabaş’a öfkeli öfkeli bakmış.

-Sen kendi işine bak! Ben senin işine karışıyor muyum? diye azarlamış.

Sonra uzun kulaklarını sallaya sallaya, öfkeli tavırlarla kendi evlerine doğru yürümüş. Duvarın dibine kadar gidip oraya kıvrılıp yatmış.

Karabaş, küçük yapılı olduğu için Uzun Kulak’tan korkarmış. Bu sebeple ona karşı daha fazla konuşamamış. Ancak, Uzun Kulak’ın azarlaması çok gücüne gitmiş. Köy içinde dolaşmaya çıkarak, önüne gelen her köpeğe duyduklarını anlatmış:

-Hav hav hav! Selim Dayının kümesinden her gün bir tavuk çalınıyormuş fakat Uzun Kulak’ın haberi olmuyormuş. Selim Dayı ile Musa Amca konuşurken duydum. “Dikkatli ol!” dediğimde, Uzun Kulak beni azarladı. Hem bir köpek olarak üzerine düşeni yapmıyor hem de kaba davranıyor. Ona çok gücendim, çok...

Onu ilk dinleyen Akbaş;

-Sen Uzun Kulak’ın komşususun. Senin haberin de mi olmuyor? O taraftan hiç çıtırtı falan da mı gelmiyor? diye sormuş.

-O ev bize biraz aralı, demiş Karabaş. O sebeple bir ses işitmiyorum. Komşumdan tavuk çalınır da evin önündeki köpeğin haberi niçin olmaz?

-Bu Uzun Kulak’a bir hâller olmuş. Ya kulakları duymaz, gözleri görmez olmuştur ya da bir hainlik yapıyor olmalıdır. Sen kendi bölgende nöbet tutarken Selim Dayının kümesini de gözetle, demiş Akbaş.

-Öyle yapayım, demiş Karabaş. Belki bir şeyler görebilirim.

Karabaş köyün ne kadar sokağı varsa dolaşmış, köpeklerle konuşarak onlara tavuk hırsızlığı haberini vermiş. Sonra da evine dönmüş. O gece, her zamanki gibi kapının önüne yatmamış. Uzun Kulak’ın görmeyeceği bir yere, ahırın duvarının dibine yatmış. Oradan Selim Dayının kümesini gözetlemeye başlamış.

O gece, Selim Dayı da evde bu üzücü durumu hanımı Emine Teyze ile de konuşurmuş.

-Her gün bir tavuğumuz eksiliyor. Kümeste çok az tavuk kaldı. Bu kötü gidişe nasıl dur diyeceğiz? diye sormuş.

-Ben de şaşkınım, demiş Emine Teyze. Bugüne kadar hiç böyle bir durumla karşılaşmamıştık. Ne yapacağımı bilemiyorum. Tam otuz tane tavuğumuz kayboldu. Biz onları ve yumurtalarını yiyerek besleniyorduk. Böyle giderse, kümes tavuksuz kalacak. Çocuklarımıza et ve yumurta yediremeyeceğiz.

Selim Dayı, köpekleri Uzun Kulak’tan da şikâyetçi olmuş.

-Son günlerde, bizim Uzun Kulak’a da bir hâller oldu. Verdiğimiz yemekleri, kemikleri yemiyor.

Hanımı da köpeğin durumuna şaşırıyormuş.

-Uzun Kulak yemek yemiyor amma maşallah pek sağlıklı. Benim bildiğim, iştahı yerinde olmayan, yemek yemeyen köpek zayıflar. Bizimki maşallah besili kuzu gibi. Derisi parlak, keyfi yerinde... demiş.

Selim Dayı, kafasını kaşımış.

-Bu dünyada hiçbir iş gizli kalmaz. Er geç bu hırsızlığın sebebi de öğrenilir, demiş.

Bir gece, köyü koyu bir karanlık örtmüş. Herkes uykuya dalınca ortalığı derin bir sessizlik kaplamış. Karabaş, ahırın dibinde yatarak komşunun kümesini gözetliyormuş. Köy o kadar sessiz imiş ki uyumamak için kendini zorluyormuş. Kapanmak için aşağıya inen göz kapaklarını yukarıda tutmaya çalışıyormuş.

Karabaş, yarı uyanık, yarı uykulu bir durumda öylece yatarken bir çıtırtı ile irkilmiş. Kulağına ayak sesleri gelmiş. Komşunun kümesinden yana bakınca ne görsün; bir tilki, tilkinin ağzında tavuk, yanında da Uzun Kulak... İkisi birlikte az ötedeki eski bir eve doğru gidiyorlar.

-Hayret! Uzun Kulak bir tilki ile arkadaş olmuş! Bir köpek ile bir tilkinin arkadaş olduğu nerede görülmüş? diye söylenmiş.

Onları sessizce takip etmiş. Tilki ile Uzun Kulak, o eski ve kullanılmayan eve girmişler. Karabaş oraya doğru sokulup, onları seyretmeye başlamış. Tilki ile Uzun Kulak, tavuğu paylaşıp yemeye koyulmuşlar.

-Vay vay vay! İki hırsız, tavukları birlikte yiyorlarmış. Bir köpek, beklediği evin tavuklarını nasıl yer, hem de tilki ile birlikte! demiş.

Uzun Kulak’ın yaptığı köpeklik yaratılışına uygun olmayan bu davranış onu öfkelendirmiş. İçinde bulunduğu durumu düşünmüş. “Şimdi öfkeye kapılarak üzerlerine saldırsam, Uzun Kulak ile tilki, beni öldürürler. En iyisi diğer köpeklere haber vereyim.” Daha fazla beklemeden üzerine düşen görevi yapmış. Başlamış havlamaya.
-Hav hav hav! Arkadaşlar! Hemen eski evin yanına gelin. Burada bir tilki var. Uzun Kulak ile tilki birlikte tavuk yiyorlar.

Karabaş’ın sesini duyan köpek diğer köpeklere haber vermiş. Köyün içi köpek havlamaları ile dolmuş. Haberi alan her köpek, hemen eski evin yanına koşmuş. Eski evin içi ve çevresi köpeklerle dolmuş.

Gürültüden, Selim Dayı ile Emine Teyze de uyanmışlar.

-Köpekler, sık aralıklarla ürüyor. Bu köy için ciddî bir tehlike olduğuna işaret, demiş Selim Dayı.

-Başka zamanlarda aralıklarla havlarlardı, demiş Emine Teyze. Çıkıp bir bakalım.

Evden çıkmışlar ki ne görsünler! Köyün ne kadar köpeği varsa az ötedeki eski evin etrafındalar. Durmadan, öfkeli öfkeli havlıyorlar. Onlar da hemen koşarak eski eve gitmişler. Onlar da köpekleri Uzun Kulak’ın tilki ile dostluğunu ve hırsızlığını görüp şaşırmışlar.

İki hırsız, hiç beklemedikleri bu durum karşısında hem şaşkın hem de korkulu imişler. Tavuk yemeyi bırakmış, büzülüp öylece bakıyorlarmış. Tilki can derdine düşüp köyün dışına doğru kaçmaya çalışmış ancak başaramamış. Köyün köpekleri onu yakalayıp cezalandırmışlar. Tilki, çaldığı son tavuğu yiyemeden canından olmuş. Uzun Kulak da eski evin duvarının dibine büzülmüş, korku içinde, şaşkın bakınırmış.

-Vay vay vay! Meğer asıl hırsız, bizim Uzun Kulak imiş, demiş Selim Dayı.

-Tilki ile arkadaşlık yapan köpeği ilk defa gördüm, demiş Emine Teyze.

-Vay hain vay! demiş Selim Dayı.

Köyün köpekleri, Uzun Kulak’ın çevresinde toplanmışlar. Kendi aralarında konuşmaya başlamışlar.

-Bu Uzun Kulak, köpeklerin yüz karası, demiş Karabaş.

-Ona bir ceza verelim, demiş, Fino.

-Öyle bir ceza verelim ki ömrü boyunca unutmasın, demiş Sarı.

-Köpekliğini unutan bu hainle aynı köyde yaşamak istemem, demiş Akbaş. Onu köyden kovalım.

-Kovalım, demiş Karabaş. Böyle hain bir köpek, köye kurt da getirir.

“Kovalım!” diye havlamış bütün köpekler. “O, bizim köye yakışmıyor!”

Bu teklif diğer köpekler tarafından da kabul edilmiş. Hep birlikte; “Kovalım!” diye havlamışlar. Yine birlikte Uzun Kulak’ın üzerine yürümüşler. Hırlaya havlaya adım adım yaklaşıyorlarmış.

Uzun Kulak, o an yaptıklarından dolayı pişman olmuş. Arkadaşlarının kendisini parçalamasından korkmuş.

-Arkadaşlar, pişman oldum. Söz veriyorum; bundan sonra böyle bir şey yapmayacağım. Ne olur bana saldırmayın! demişse de onu dinleyen olmamış.

Uzun Kulak, sahibi Selim Dayı ile Emine Teyzenin yanına gitmiş. Ayaklarına sürtünerek vıyıklamış; kuyruk sallayıp yalvarmış. Onlardan yardım istemiş.

-Ne olur beni bu köpeklerden kurtarın! Pişman oldum. Bundan sonra görevlerimi eksiksiz yerine getireceğim. Evin çevresine tilki, hırsız yaklaştırmayacağım.

Selim Dayı, ellerini iki yana açarak cevap vermiş.

-Artık senin için bir şey yapamam, demiş.

-Benim elimden de bir şey gelmez, demiş Emine Teyze.

Sahipleri Uzun Kulak’ı orada, köpeklerle baş başa bırakarak evlerine girmişler. Köpekler, Uzun Kulak’ın yanına iyice yaklaşmışlar. Karabaş, dişlerini gösterip havlamış.,

-Defol git! Artık bu köyde seni görmek istemiyoruz, demiş. Gitmezsen seni parçalarız.

-Defol! diye havlamış diğer köpekler de.

Uzun Kulak, sahiplerinin kendisini sevmediğini anlayınca üzülmüş. Arkadaşlarının istemediğini görünce daha çok üzülmüş. O ana kadar arkadaşı olan köpeklerin, dişlerini göstererek ve hırıldaya havlaya üzerine yürüdüklerini görünce korkmuş.

-Durun, yapmayın, üzerime gelmeyin. Ben sizin arkadaşınızım. Ben de sizin gibi bir köpeğim! dediyse de dinleyen olmamış.

-Sen aslını unutmuş ve tilkileşmiş bir köpeksin, demiş Karabaş.

-Hemen buradan defol! demiş Sarı.

-Hemen gitmezsen, senin sonun da tilki gibi olacak! demiş Akbaş.

Parçalanacağını anlayan Uzun Kulak, canını kurtarmanın derdine düşmüş. Çevresini saran öfkeli köpeklerin arasından fırlayıp kaçmaya başlamış. Köpekler de onu kovalamışlar. O kaçmış, arkadaşları kovalamış. Kovalamaca köyün çok uzaklarına kadar sürmüş. Köpekliğini unutarak tilkileşen hain köpek, çok koşmuş ve çok uzaklara gitmiş. Arkasından kovalayanlar olmadığını görünce durup derin derin solumuş. Yıllardır yaşadığı, sevgi ve ilgi gördüğü köye doğru hasretle bakmış. Yaptığı işin yanlışlığını anlamış… Yıllarını geçirdiği köy, sahipleri ve arkadaşları burnunda tütüyormuş amma ne yapsın?

-Artık geriye dönemem. Yeni bir köye giderek yeni sahipler edinmeliyim. Başka türlü yaşayamam, demiş.
 
***

Masal; aslını unutarak tilkileşen köpeğin köyden kovulması ile sona eriyor. Ancak bu hikâyenin gerçekte nasıl sonuçlandığını da merak ettiğinizi biliyorum.

Köpek ile tilkinin, tavuğu birlikte yediklerini gören ev sahibi sizce nasıl davranmış olabilir? Nasıl olacak? Elinde silah olan öfkeli bir kişi o an nasıl davranırsa öyle...

Ev sahibi;

-Vay, siz benim bir kümes dolusu tavuğumu çalıp yersiniz ha! Vay, ben evimi, malımı, mülkümü sana emanet ederken sen tilki ile bir olarak hırsızlık yaparsın ha! diyerek tetiğe dokunmuş.

Tilki ile köpek, çaldıkları tavuğu yerken, oracıkta can vermişler.

PAYLAŞMAK İÇİN:

Paylaş - Facebook Paylaş - Twitter

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile