BÜYÜKLERİN OYUNU

Mahallemizin ortasında ağaçlık bir alan vardı. Belediye, orayı bir park hâline getirmişti. Uzun ve sıcak yaz günlerinde hemen oraya koşar, oynardık. Parktaki ağaç gölgelerine oturur, uzanır, serinler; yorgunluğumuzu orada atardık. O ağaçlık yer, bizim en sağlıklı oyun alanlarımızdan biriydi.

Başka oyun alanlarımız da vardı olmasına amma oralar sağlıksızdı. İlçemizi boydan boya ikiye bölen bir çay, bizim mahalleden de geçerdi. Pis suların döküldüğü bu çayın kenarlarında, kumdan su kanalları yapar, “çay çaycıklar” oynardık. Köprünün üzerine oturur, ucuna bir değnek bağladığımız uzun ipimizi suya salardık. Suyun getirdiği otlar, çöpler değneğimize takılır; biz bu oyuna “balık tutma” adını verirdik. Yaz geceleri, caddenin elektrik direğinin dibinde birikir, orada iki takıma ayrılırdık. Oralarda, yemek artığı bir irice kemik bulmak bizim için kolay olurdu. Birimiz, kemiği direğe birkaç defa vurduktan sonra karanlığa fırlatırdı. Hepimiz onu bulmak için koşardık. Bulan kişinin takımındakiler, diğerlerinin sırtında direğe kadar taşınırdı. Bu oyuna “çıldır kemik” derdik. İşte böyle sağlıksız ortamlarda kendimize oyunlar icat ederdik.

Bir gün, parkımıza işçi adamlar geldiler. Bir traktörle demir borular, demirden yapılmış bazı şeyler getirdiler. Onlar çalıştı, biz meraklı gözlerle kenardan seyrettik.
 
Önceleri yaptıkları işlere pek anlam veremedik. Bazı demir boruları bir araya getirip kaynattılar. Bazılarının uçlarını beton içine gömdüler. Saatler ilerledikçe ortaya biz çocuklar için yapılmış oyun araçları çıkmaz mı? Kocaman bir salıncak, bir tahterevalli, bir de kocaman beşik. Sevindik, çok sevindik. Bazı arkadaşlarımız sevinçten “yaşasın!” diye çığlıklar attılar. Bazıları, yerlerinde zıp zıp zıpladılar.

Salıncakta iki koltuk vardı. Her koltukta iki çocuk sallanabilecekti. Demirden beşikte karşılıklı üçer çocuk oturabilecekti. Tahterevalli de sağlam yapılmıştı. Bir demir boru üzerine, demir destekli kalın bir tahta koymuşlardı. Dört çocuk salıncakta, altı tanemiz beşikte, iki tanemiz de tahterevallide -aynı anda- eğlenebilecektik.

Şimdi, bu satırları okuyan sizler... Bir çocuk parkının yapılmasını, oraya oyuncaklar konulmasını normal karşılarsınız. Bu, benim anlattığım ta 1950’li yıllar. O zamanlarda park düzenlemesi yapmak, çocuklara oyun ve eğlenme düzenekleri hazırlamak pek düşünülecek şeyler değildi. Demek ki ilçemizin belediye başkanı ileri görüşlü biriymiş. O, biz çocukları çok seviyor ve düşünüyormuş. O günlerde bir bayram yaşadık desek yeridir.

Birkaç gün, belki bir hafta boyunca vaktimizin çoğunu parkta geçirdik. Salıncaklarda, demirden beşikte sallandık. Tahterevallide oynadık.

Ne var ki biz bu oyuncaklardan ancak gündüzleri faydalanabiliyorduk. Geceleri, mahallemizin büyükleri parka doluşuyor, oyuncaklarımızı elimizden alıyorlardı. Koca koca kadınlar, kızlar, delikanlılar... Salıncaklarımızda sallanırken ne kadar da çok gülüyorlardı. Kahkahaları mahalleyi çınlatıyordu. Hepsi küçülüyor, sanki birer çocuk oluyorlardı.

Onlar büyüktüler, onlar bizden çok ağırdılar... Oyuncaklar, biz çocuklara göre yapılmıştı. Büyüklerin ağırlıklarına dayanamadı, kırıldılar, dağıldılar, bozuldular. Demir beşik direğinden koptu. Zincirleri kopan salıncak koltukları yerlerde sürünmeye başladı. Kırılmayan tek tahterevalli kalmıştı.

Biz çocuklar, boynu bükük, ağlamaklıydık. Kırık oyuncaklarımıza mahzun mahzun bakıyor, onların çevrelerinde dolanıyorduk. Birkaç gün böyle geçti.

Belediyenin işçileri tekrar geldiler. Kırılan demirleri kaynattılar. Salıncak koltuklarını yeniden yerlerine astılar. Sevindik, yüzümüze gülümsemeler yeniden gelip yerleşti. Ah, o bizim mahallenin büyükleri! Evli barklı, koca koca adamlar, kızlar, kadınlar... Oyuncaklarımıza yeniden el koydular. Birkaç hafta içinde demirler yine koptu. Salıncaklar ve beşik yine kullanılamaz duruma geldi. Boynumuz bir daha büküldü.

Oyuncaklarımızın ikinci defa tamir edilmesini günlerce, boşuna bekledik. Tamir için kimse gelmedi. Kırık beşiği yerinden söktüler. Salıncak koltuklarını, koltukları tutan zincirleri toplayıp götürdüler. Onları bir daha getirmediler.

Biz çocuklar, yeniden sağlıksız ortamlardaki oyunlarımıza döndük. Pis sularla yine çay çaycıklar oynadık. Köprüden saldığımız ipimize bağladığımız değnekle otlardan çöplerden balıklar yakalamaya devam ettik. Geceleri, karanlıklarda, toz-toprak içinde çıldır kemik oynadık.

Ah, bizim o zamanki büyüklerimiz ah! Sizin yüzünüzden parktaki salıncaklarda ve beşiklerde doya doya sallanamadık; doya doya oynayamadık. Çocukluğumuzu doya doya yaşayamadık, yaşatmadınız!

PAYLAŞMAK İÇİN:

Paylaş - Facebook Paylaş - Twitter

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile