SON GÜNLER

-İyileşecek miyim Neriman?

-Elbette iyileşeceksin Halil. Burada birkaç gün daha kaldıktan sonra taburcu olursun. Birlikte evimize gideriz. Evimizde…

-Yeni evimizde…

-Evet, yeni evimizde torunlarımızla… Ak saçlı dede ve nineleri olarak…

İkisinin de gözleri dolmuştu. Hayallerinde “yeni evimiz” dedikleri evleri… Betonarme, tek katlı… İki oda, bir küçük salon…

-Evi yaparken çok zorlandık Neriman… Ah, şöyle on – on beş yıl önce yapmış olsaydık! Sende kalp rahatsızlığı, romatizma; bende nefes darlığı… Sonra ikimizde de yüksek tansiyon, kolesterol, şeker… yeni evimizde şöyle ağız tadıyla oturamıyoruz… Ah!... Yıllarca her tarafından yel üfüren, toz toprak dökülen bir evde yaşa; tam kurtulmuşken hastalıklar gelip yapışsın…

-Öyle söyleme Halil! Yapabildik ya! Bir yıldır yeni evimizdeyiz. Hem tarım işçiliği yaparak ev sahibi olmak kolay mı? Çocukları büyüttük, everdik… Bütün bunlar hep el kiri, alın teri ile oldu.

-Öyle ya…

-Sonra kimseden toplu iğne ucu kadar bile destek görmedik… Buna şükür, bugünlere şükür…

-Ah, Neriman! Evimiz bir de sokak kenarında olsaydı! Pencere kenarındaki sedire oturduğumuzda gelip geçenleri seyrederdik. Ev kuytuda, iyice dipte…

-Kirada değiliz ya adam? Mirasta bize düşen kısım, arsanın dip tarafı oldu. Evi de mecbur oraya yaptık. Başka yerde arsa satın alabilecek durumumuz yoktu ki! Neyse… Sen bunları düşünme. Biraz uyu, vücudun dinlensin… İyileşmen için dinlenmen gerekiyor.

Halil, söz dinleyip yatağa sırtüstü uzandı. Karısının, şefkat dolu bakışlarla pikeyi omuzlarına kadar çekerek örtmesini seyretti. “Üzerime titriyor… Hep böyle yaptı. Bana hep çocuk gibi muamele etti…” diye düşündü. Gözleri buluştu, birbirlerine gülümsediler.

-Pencereyi hafif aralayayım mı? diye sordu karısı. Odanın havası ağırlaştı. Biraz çam havası, temiz hava gelsin. Bu hastaneye çam havası alman için gönderildin zaten…

-İyi olur…

Halil, sağ tarafına dönerek gözlerini yumdu. Kadın, önce pencerenin kanadını yarım açtı sonra sandalyeyi yatağın kenarından alıp pencereden yana sürüdü. Neriman kadının da durumu pek iyi değildi. Kollarında ve ayaklarında derman yoktu. Dört beş çeşit hastalık iyice kuşatmıştı onu. Her gün avuç avuç hap yutuyor, haplarla hayata tutunmaya çalışıyordu. Sabahın serinliği ile birlikte odaya dolmaya başlayan mis gibi çam havasını ciğerlerine çekti. Halen ağrımakta olan göğsü, temiz havayı solumakta bile zorlanıyordu. “Tükendik artık, zorlu hayat şartları erkenden tüketti…” diye mırıldandı. Bakışlarını, karşı yamaçta dolaştırdı. Pek çoğu ahşap ikişer katlı evlerin yeşillikler arasında sıralanışlarındaki güzelliği seyretti. “Ne güzel bir yer burası! Temiz hava, yeşillik… Sivrisineği de yok. Cennet burası, cennet… Bizim yaşadığımız yer buraya göre cehennem; evler üst üste, yan yana; ağaç yok, hava sıcak ve bunaltıcı… Hele sivrisinekler…” diye söylenmeye devam etti. Hastane yakınındaki evlerden dokuma tezgâhlarının hep aynı ritimdeki sesleri geliyordu. “Bizim ömrümüz tarlalarda, bura insanlarınınki tezgâh başlarında geçiyor. Hayat mücadelesi burada böyle veriliyor.” Diye mırıldandı.

-Seni gördüğüm ilk günkü gibisin Neriman. Çok güzelsin, çok!

Neriman, daldığı düşüncelerinden irkilerek sıyrıldı; kocasından yana döndü. Gülümsedi.

-Sen uyumamış mıydın?

-Uyuyamadım. Seni seyrediyordum. Güzelliğini…

-Güzellik mi kaldı Halil? Yüzümüz buruştu, saçlarımız ağardı, vücudumuzun her bir yanı ses vermeye başladı.

-Yine de güzelsin! Hani o gece, koluna taktığın bohçayla evden çıktığında… Ay ışığında, nasıl da parlıyordu yüzün? Ayak uçlarına basarak gelmiş, bağrıma yaslanmış ve bana sarılmıştın? Saçlarını ilk defa o gün okşamış, kokunu ilk defa o gün duymuştum.

Kadın, kocasına gülümseyen bakışlarla karşılık verdi.

-Bak sen! Neler de hayal ediyor benim Halil’im! Bu iyileşmeye başladığına işaret.

-Sonra ata binmiş ve kaçıp gitmiştik…

Kadının gözlerinde muzipliğin ışığı belirdi.

-Ama sen önceleri, bizim mahallede Şerife için dolaşmıştın. Arkadaşın Mestan’la birlikte yol etmiştiniz bizim sokağı.

Halil suratını astı.

-Şimdi bunların sırası mı Neriman? Şerife ile aramızda bir şey geçmediğini, Mestan’ın yönlendirmesiyle oralarda gezindiğimizi kaç defa söyledim…

Kadın, konuşma buraya geldiğinde kocasının üstüne gitmeyi severdi. Yine öyle yaptı.

-Mani bile yakılmıştı sizin için: “Dam ardını dolaştım / Ot yolmaya bulaştım / Meramım ot mot değil / Ben Şerife’ye dolaştım…

Halil, “Yine başladın!” diyerek gülümsedi. Kalbini göstererek;

-Şerife’yi gördüğümde şuramda bir kıpırtı olmuyordu ki! Fakat seni görünce… Hani, elinde kovalarla çeşmeye giderken karşılaşınca… Kalbimin çarpıntısından öleyazdım…

-Beni hep böyle sözlerle aldattın!

-Ah Neriman, ah! Senin üstüne gül kokladım mı? Evlendiğimizde; sen on sekizinde, ben yirmi üçündeydim… O günden sonra değil Şerife’ye, kimseye dönüp baktım mı? Söyle Neriman!

-Bakmadın Halil’im, kimselere yan gözle bile bakmadın. Ben takılıyorum sana… Muhabbet olsun…

Belki yüzlerce, belki binlerce defa konuşmuşlardı bu şekilde. Her seferinde olduğu gibi, gülümseyerek, on sekizindeki günleri hayal ederek baktılar birbirlerine. Aradan yıllar geçse de sevgilerini dile getirmekten hoşlanıyorlardı. Bir süre tatlı tatlı bakıştılar. Sessizliği Halil bozdu.

-Allah beni senden geriye bırakmasın Neriman! Bana, acını göstermesin… Ben geriye kalırsam, dayanamam; sürünürüm, rezil olurum, kendime bakamam. Yemeği, her şeyi hazır bulmaya alıştım…

-Ya ben senin acına nasıl dayanırım Halil’im? Böyle konuşma, ölümden söz etme! Kırk yıl önceden, beni kaçırdığın günlerden konuşuyorduk, ne güzel…

-Ölüm hak Neriman, ölüm hak! Bu nefes darlığı bitiriyor beni.

Halil’in gözlerinde yaşlar tomurcuklandı, sonra birkaç damla hâlinde yastığa düştü.

-Ağlama, ne olur ağlama!

Kadın kalktı, ayaklarını sürüyerek kocasının başucuna gitti. Komidinin üzerindeki peçeteden alarak gözyaşlarını sildi. Sonra kolonya şişesini aldı.

-Onu sonra ikram edersin, dedi Halil. Önce bir tuvalete gidip geleyim. Dönüşte verirsin…

Halil yatağında oturmak için toparlanırken karısı yardımcı oldu. İnerken, kolundan tuttu. Terliklerini giymesine de yardımcı oldu. Birbirlerine yaslanmış bir hâlde koridorda yürümeye başladılar. Koridor bomboş, hastalar yataklarındaydı.

-Artık tuvalete bile yalnız gidemiyorum, dedi Halil. Senin yardımın olmasa yatağımdan bile kalkamayacağım.

-Yine de iyisin, dedi hanımı. Benim yardımım görünüşte… Gücüm tükenmiş benim de… Dermanım yok Halil, yok…

-Şükür, bugünlere şükür…

-Çok şükür…

Tuvalete birlikte girdiler. Halil, klozetin yanında, iki eliyle birlikte duvara dayanıp öylece durdu. Pijamasını ve külotunu indirmesi gerekiyordu, yapmadı. Kadın, “Bari ben yardımcı olayım!” diye düşündü. İhtiyaç gidermesine yardımcı olmak için kocasının pijamasını ve külotunu indirmek için ellerini uzattı. O anda, Halil yere, karısının ayaklarının dibine yığılıverdi.

-Halil! Halil’im!

Neriman kadının çığlıkları hastane koridorunda yankılandı. Kadın, kocasını yerden kaldırmak için eğildi. Ne var ki onun da dermanı tükenmişti; o da yığılıp kaldı oraya. “Ne oldu, ne var?” diyen seslenmeler duyuldu; koşuşturmalar başladı. Halil ile karısını, o daracık tuvalette, yerde buldular.
 
***

O gün hastaneden, Halil’in cenazesi çıktı, evine gönderildi. Karısı, komaya girmiş bir hâlde, gerekli tıbbi müdahalelerin yapılabilmesi için şehirdeki tam teşekküllü bir hastaneye götürüldü. Halil’in mahalle camisinde salâsı verdirildi. Cenazenin ikindi namazından sonra kaldırılacağı akrabalarına ve dostlarına duyuruldu. Defin hazırlığı başlatıldı. Evlatları ne yapacaklarını şaşırmışlardı; bir tarafta babalarının cenazesi, hastanede anneleri… Halil’in oğlu ve bir kızı babalarının cenaze töreni ile ilgilenirken bir kız da annesinin başucunda, hastanedeydi. Neriman kadın, şehirdeki hastanede yaşatılmaya çalışılıyordu. Kadın, bir ara gözlerini açtı.

-Halil, diye sayıkladı. Halil!

Kızı, annesinin konuşmasına sevinmişti. Elini annesinin alına koyarak;

-Babam iyi anne, sen merak etme, dedi… Babam düşünce sen korkudan bayılıp yere düşmüşsün. Babam evde seni bekliyor.

-Bilmem buradan sağ çıkar mıyım kızım? Sırtım, her yanım ağrıyor.

Kadın gözlerini tekrar yumdu. Derin derin soluk alıp vermeye başlamıştı. Kızı, bu durumu iyiye yorumlamadı, telaşlandı, paniğe kapıldı.

-Doktor, diye bağırdı, doktor!

Önce bir hemşire geldi koşarak, sonra bir doktor. Doktorun geldiğinde kadının başı yana düşmüştü…
 
***

O gün, Halil ile Neriman, yeni evlerinden, birlikte uğurlandılar.

Nisan 2011 - DENİZLİ

PAYLAŞMAK İÇİN:

Paylaş - Facebook Paylaş - Twitter

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile