KADİR KIYMET BİLENLERDEN EYLE BİZİ

Musa Efendi’nin Denizli’den ayrıldığı günlerdeydi. Şehrin Kurşunlu Mahallesindeki bir sokağında, bahçeler içindeki karşılıklı iki hanay evin cumba pencereleri birbiri ardınca açıldı. İki pencerede de beyaz başörtüsünü çenesinin hemen altından düğümlemiş iki komşu kadın göründü. Yaşlıca görüneni, önce sokağı bir başından bir başına tarayıp, bakışlarını komşusuna dikti. Diğeri; dal ve gül motifleriyle kaneviçe nakışlı, bir kenarı boydan boya iğne oyalı bir sedir yastığı örtüsünü alıp silkelemeye başlamıştı. Komşu kadın,

-Kolay gelsin Hediye, dedi. Temizlik mi var?

-Akşama misafirler gelecek de, dedi diğeri. Yastık örtülerini sandıktan çıkardım. Tozu toprağı varsa dökülsün diye silkeliyorum.

-Oyalar pek güzel görünüyor kız! Çeyizinden mi, yeni mi aldın?

-Yeni aldım Cemile Abla, Kadınlar Pazarı’ndan; bir ay önce... Yolum o tarafa düştüğünde şöyle bir uğramıştım; el işlerini görmek için. Tavaslı bir kadın, Kaleiçi’nin surlarının dibinde, bu oyayı ipe sermiş, satıyordu; gözüm kaldı, dayanamayıp aldım.

-Güle güle kullan... Madem yeni aldın, kızın çeyizine koysaydın!

-Kızın çeyizleri hazır teyzesi. Güzel eşyaları hep çeyize koyacak değiliz ya, kendimiz de kullanalım. Ben de bu evin gelini değil miyim?

-Yirmi yıllık gelin...

Gülüştüler... Kadınlar arasında pek uzun süren konuşmalar için bölgede, “Gezek dönünceye kadar...” diye ifade edilen bir konuşma böylece başlamış oluyordu. Anlatıldığına göre; iki kadın, sürüye katılacak hayvanlarını sürüp getirmiş ve çobana teslim etmişler. Hemen oracıkta sohbete başlamışlar, ta ki “gezek” tabir edilen sürü dönünceye kadar...

-Sandıktan örtüler çıktığına göre, ağır misafirler gelecek sanırım... diye devam etti Cemile kadın.

-Kızı istemeye gelecekler de... diye cevap verdi Hediye. Bu akşam dünür ağırlayacağız.

-Kız Hediye! Şimdiden “dünür” dediğine göre bu iş bitmiş kız... Söz de verecek misiniz?

-Hayırlısıyla...

-Hayırlı olsun kız... Hiç çıtlatmadıydın bugüne kadar...

Hediye, silkelediği örtüyü yanındaki sedire koyduktan sonra yine komşusuna dönerek konuşmasını sürdürdü.

-Gönül koyma Cemile abla! Daha birkaç günlük...

-Dünür olacaklar kim?

-Denizli’nin itibarlı ailelerinden... Bağları, bahçeleri, tarlaları varmış. Kaleiçi’nde pabuç dikiyorlarmış. Damat olacak, kalfaymış babasının yanında. Yakında peştamal bağlanacak ve usta olacakmış... Ahi Sinan tekkesinin şeyhi bağlayacakmış peştamalı...

-Pek güzel kız, sevindim... Peki senin kızı nerede görmüşler?

-Benim adam da Kaleiçi’nde yorgancı ya... Kız, babasının dükkânına gittiği zamanlarda görmüşler, beğenmişler.

-Ne güzel! Hayırlıysa olsun...

-Hayırlı bir iş Cemile abla, pek hayırlı bir iş. Benim adama sordum, Kaleiçi’nde sevilen bir zenaatkârmış babası. Oğlu da pek seviliyormuş...

-Kız Hediye, diye devam etti Cemile hanım. Benim adam da bugünlerde pek üzgün.

-Neden abla?

-Neden olacak? Saruhanlı köyündeki medresenin yardımcı hocası Musa Efendi şehirden ayrılıp İstanbul’a gitmiş. Bir daha gelmeyecekmiş. Pek seviyordu o genç hocayı. “Bir güzel ezberlemiş Kur’an’ı, pek de güzel okuyor.” diyordu.

-Ağamın üzüldüğü şeye bak, dedi Cemile hanım. Kızlarla erkekleri bir arada okutan hoca değil mi o?

-Evet... Çocuk değil mi bunlar, ne olacak?

-Denizli’deki Rum çocukları ve gençleri gibi, karmakarışık... Tövbe tövbe... Hiç öyle şey olur mu?  Müslümanın mektebinde öyle şey olmaz! Olmayacağı için de Padişah efendimize şikâyet edilmiş. İstanbul’a gittiğine göre onu Padişah efendimiz çağırtmıştır, kulağını çekmek için. Kim bilir ne ceza vermiştir?

-Benim duyduğuma göre Musa Efendi, Padişah’ın huzuruna çıkmış amma ceza almamış...

-Yaa...

-Benim adam anlattı, Kaleiçi’nde konuşuluyormuş. Musa Efendi huzura girdiğinde Padişah efendimiz namaz kılmaktaymış. Bilirsin, namaz kılınırken selam verilmez. Musa Efendi de eşikte durup bekleyeceğine, “Selamün aleyküm Sultanım!” demiş. Padişah efendimiz selam verip namazın duasını yaptıktan sonra kendisini tanıtmış. Pek öfkeliymiş. Padişah, el etek öpmesine izin vermemiş. “Bre sen, namaz kılana selam verilmeyeceğini bilmez misin?” diye kükremiş. “Musa hoca, gayet kayıtsın, “Biliyorum...” demiş. “Peki, niye selam verdin öyleyse?” diye sormuş padişah. Musa hoca, ne dese beğenirsin?

-Ay merak ettim, ne demiş?

-“Siz namaz kılmıyordunuz ki, sarayın damının tamir edilmesini düşünüyordunuz.” demiş. Padişah, donup kalmış çünkü namazda sarayın damını tamir ettirmeyi düşündüğünü hatırlamış.

-Musa hoca da hocaymış ha...

-Gerisi de var abla... Padişah, “Hakkında şikâyet var efendi! Bre sen, nasıl olur da kızlarla erkekleri bir arada okutursun? Duyduklarım doğru mudur?” diye sormuş. “Doğrudur, okuttum.” diye cevap vermiş hoca. Padişah da; “İnkâr da etmiyorsun... Bre, kız ile erkek ateşle barut gibidir; ikisi bir arada olmaz!” demiş. “Olur!” diye karşılık vermiş Musa Hoca. Kavuğunu çıkarıp Padişah efendimize uzatmış. Padişah, “Şu hadsize bak! Karşımda nasıl da rahat duruyor! Nasıl da ‘Olur!’ diye karşılık veriyor!” diye içinden söylenip patlamaya hazırlanırken... Musa Efendi kavuğunu çıkarıp iç kısmı görünecek  şekilde uzatmış. Kavuğun içinde hem ateş yanmakta hem de barut tutuşmadan durmaktaymış... Hocanın kerametini görünce gözleri hayretten kocaman olmuş Padişahımızın...

-Yaaa... Ermişlerden biriymiş Musa Efendi... İftira atmışlar, yazık olmuş...

-Yazık oldu ya... Öyle mübarek zat, şehrimizde kalsa olmaz mıydı? Üstelik şikâyet edildiği için Denizli’yi terk etti...

-Denizli halkına beddua etmiştir. Onun yerinde olsam ben de ederdim.

-Etmiş, etmez olur mu? “Denizli’nin insanları onmasın, dışardan gelenler de doymasın!” diye pek kötü ilenmiş amma benim adam inanmıyor. “Öyle mübarek bir zat, kimselere ilenmez. Öyle zatların dilinde hep hayır dua vardır.” diyor.

Mahalleye adını veren Kurşunlu Camisinden ezan okunmaya başlamıştı. Kısa bir süre dinlediler.

-Kız abla, dedi Cemile hanım. Dünürler için hazırlık yapacaktım. Gel, hem bana yardımcı olursun hem de sohbete devam ederiz.

-Yardımcı olmaz mıyım, olurum da akşama yemek hazırlayacaktım.

-Amaaan, akşama daha çok var, hazırlarsın!

-Namazımı kılıp da geleyim.

-Gel, birlikte kılalım...

-Peki, geliyorum.

Cemile hanım, pencereyi açık bırakarak çekildi. Hediye hanım, diğer yastık örtülerini de aceleyle silkeledikten sonra o da pencereyi açık bırakarak komşusunu karşılamak üzere merdivenlerden inerken söyleniyordu; “Bilemedik, Musa hocanın kıymetini bilemedik...  Ya Rabbi! Kadir kıymet bilenlerden eyle bizi...”
 

PAYLAŞMAK İÇİN:

Paylaş - Facebook Paylaş - Twitter

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile